Pazar, Eylül 26

balımcım

ufaklık büyümüş de neler yapmış, eda mail attı bugün.. ankara'ya geldim geleli balımcımı çok özlüyorum.


"Balım çok sosyal bi köpek oldu! gördüğü köpekle oynuyor, alıştı oynamaya. hatta bu sabah annem çıkarmış dışarı, sokak köpeğinin peşinden gitmiş bizimkisi, annem de onun peşinden, sonra zorla ayırmış getirmiş. evde kızıyordu eğiitimli köpeklerle arkadaşlık et diye, sokak köpeği olmaz diye. sınıf ayrımcısı nünnu iş başında.. akşamüstü "yetmişbeş" e gittik aysunun deyimiyle, orda bütün golden lar bi de bikaç köpek daha toplandılar. büyükler koşuşuyor tam tur yapıyor bizimki peşlerinde koşcam diye uğraşıyor kısa tur atıyor uyanık! bizimki büyüdü kocaman oldu diyoduk ama aralarında en ufak o! gözde teyzesine çekmiş sosyal köpek."


Çarşamba, Eylül 22

ve ne zamandır

uyandığımda ve gün içinde sık sık farkediyorum ki dişlerimi sıkıyorum, çenem, yanağım hatta şakaklarım ağrıyor. not düşülsün.

no alarms and no surprises





orada staj yaparsam burada daha rahat staj yaparım,burada staj yaparsam,daha kolay iş bulurum,hatta daha iyi bir yere geçerim,sonra yükselirim,paraya para demem.kimi işyeri not ortalamasına bakıyormuş,onu da unutmamak lazım.ögrenci kulüplerinde iş var onlara da koşmak lazım,sonra soruyorlar neden bir faaliyet yok.annem aradı,babamla kavga etmişler gene,ağlıyor kadıncağız,babam da üzgün,ayrılacaklar mı yoksa.avukatlar tutulmuş mudur gene?o arkamdan konuşmuş bu da ona katılıp sövmüş de sövmüş,hani arkadaşımdı ya bunlar?gözlerimin altı çukurlaşmış iyice.
ben kaçayım en iyisi,şöyle güzel ahşap bir evim olsun denize bakan,kumsalın üstünde,arkamda orman olsun,kimse ulaşamasın bana,kaçayım ben en iyisi.


a heart that's full up like a landfill
a job that slowly kills you
bruises that won't heal

you look so tired and happy
bring down the government
they don't
they don't speak for us

i'll take a quiet life
a handshake and carbonmonoxide

no alarms and no surprises
no alarms and no surprises
no alarms and no surprises
silent
silent

this is my final fit
my final bellyache
with no alarms and no surprises

no alarms and no surprises
no alarms and no surprises please

such a pretty house and
such a pretty garden and
no alarms and no surprises
no alarms and no surprises
no alarms and no surprises
please

Çarşamba, Eylül 15


  • Ailesini özlemiş olarak uyanan
  • insanlar uyuyorsa onlarla öğlene kadar uyuyan
  • kalkar kalkmaz evde yabancı da olsa herkese tek tek, koşup üstüne atlamak, kuyruğu deliler gibi sallamak suretiyle günaydın diyen
  • ama uyuyan kimseyi rahatsız etmeyen
  • uyuma numarası yapıyosan fark ettiği ilk anda üzerine atlayan
  • yemek yemeye bayılan
  • mamasını gördüğünde bile heyecandan zıp zıp zıplayan
  • başkası vermiş olmasına rağmen mamasının verilmediğini sanarak, ikinci mamayı verdiğinde bile heyecanından hiçbir şey yitirmeyen, aman doydum eksik kalsın demeyen
  • mama tabağını yalayan
  • televizyon izlemeye bayılan
  • kumandaları ağzına almayı hiçbir şeye değişmeyen
  • en büyük zevklerinden biri klimanın karşısına geçip püfür püfür yatmak olan
  • osururken bile son derece cool tavırlar takınan (ne var yani!?)
  • hayır ve gel komutlarını çok iyi bilen
  • fakat bazen bilmemezlikten gelen
  • mutfağa girmesi yasak olan
  • mutfakta yemek yenirken, açık kapının önüne yatan
  • yemek bitene kadar kalkmadan izleyen
  • ödül bisküvileri için canını vericek olan (7. kattan aşağı bisküvi atsan, atlar peşinden)
  • eve gelenleri karşılamayı görev edinen
  • kapı ziline herkesten önce koşan
  • kapıyı açmakta geciktiysek hav hav havlayan
  • kendileri balkona kapatılmışken kapı çalıyorsa, gene hav hav havlayan
  • tanıdık tanımadık herkese kuyruk sallayan
  • misafirin ilgilenmediyse, hiç rahat bırakmayan,
  • ilgi ve sevgi manyağı ola
  • eve çocuk geldiğinde mutluluktan çıldıran
  • 3 tane koşuşturan çocuk varsa o da oyun oynamak peşlerine 4. olarak takılan,
  • maalesef çocukları korkutan
  • teşekkür etmek için insanın elleri, ayaklarını ve ayak parmaklarını yalayan
  • bu sırada çok gıdıklayan
  • konuşunca anlıyormuş gibi dinleyen
  • evde yalnız bırakıldığında küsen
  • trip atan, çok üzülen
  • bazen cezalandırıp gözünün içine baka baka çişini halıya yapan
  • ve hatta akabinde kakasını da yapan
  • yataklara yatmaya, koltuğa oturmaya bayılan
  • yaramazlık yaptığında koşa koşa olay mahalinden uzaklaşan, heyecanlanan
  • böylece hemen kendini belli eden
  • benim yatağımda yatmaya bayılan
  • bin kere kızmış olmamıza rağmen hepimiz salonda tv izlerken gidip o yatağa yatıp sağına soluna bakınan
  • makyaj malzemelerinin üstüne üstüne atlayıp bi türlü erişemeyen
  • adını bilen
  • karanlıktan korkan
  • çamaşır makinesinin sesinden korkan
  • süpürgenin sesinden korkan
  • sandalyelerden korkan
  • bağırdığında korkup, bağırmayan kişinin arkasına saklanan
  • kızdırdığı insan sakinleşince hemen mıyır mıyır sokulan
  • ayakkabılık açık kalınca terlik hırsızlığı yapan
  • terliklerin teklerini saklayan
  • genelde ağzında terlikle dolaşan bu yuzden azarlanan
  • kirli sepetini karıştırmak, en çok sevdiği yaramazlıklardan biri olan
  • çorap çalan
  • çorabı bıraksın diye ağzından, önüne kemik atıldığında ikisini birden ağzında taşımaya çalışan
  • bazen canı sıkılan
  • bazen depresyona giren
  • dışarı çıkmak için can atan
  • tasmasını getirip önüne koyan
  • dışarı çıkıcağını anladığında sevinçten çıldıran
  • kapı açıldığında dışarı kaçan
  • asansörü çok ilginç, incelenesi bulan
  • başka köpeklerden, goldenlardan korkan
  • gördüğü her insana yavşayan
  • öpüldüğünde çok mutlu olan
  • otururken yanına gelip insan gibi tek kolunu üstüne atarak sarılan
  • çok özleyen,
  • çok seven
  • çok sevilen bişimiş bu...

bunu da istiyorum



ama büyüyünce.

tea can do that




en ama en ama en çok istediğim şey kendime ait bir ev. Sonrasında en ama en ama en çok istediğim şey renkli çaydanlık. şayet eve çıkacak birilerini bulabilirsem(öf.), ev hediyesi ne alsak diye strese girmeyin bebekler, her biriniz 3 lira verse yeter ;) çay yaparım size!



Pazartesi, Eylül 13

orta2'deyken önce gıcık olup, sonra köpekler gibi hayran olduğum bi türkçe öğretmenim vardı. Zülal Gökmen. değişik değişik şeyler yapardık, el ile dokunmuş halıya bakıp ifade edileni aktarmaya çalışmak aklımda kalan bi örneği, sonra derslerde klasik müzik falan dinler gene aynı şekilde onunla ilgili yorumlar yapardık, kompozisyonlar yazardık, genelde kimse o parçanın ne ifade ettiğini tahmin edemezdi ama, ahah. sınavlardaki kompozisyon konumuz da oluyordu hatta bunlar. sürekli bişiler tartışırdık, bu esnada küçük bi maskot olurdu böyle elimizde, yorum yapmasını istediğimiz insana atardık. bi de bunların dışında, çok yakışıklı bir kocası, gene bana çok yakışıklı gelen (o zaman için 1. sınıfa giden) bir küçük oğlu vardı :) neyse işte, derslerden birinde zülal hoca,"demokrasinin en büyük düşmanı gene demokrasidir" demişti. belki birinden alıntıdır, bi yerde okumuştur, bilemiyorum. beni çok etkilediğini ve şaşırttığını net hatırlıyorum ama. aradan 7 sene geçmiş. aklıma geldi şimdi.

Pazar, Eylül 5

Allah ve ben

Kendimi bildim bileli allah'a inanıyorum. Hiç inanmadığım bi dönem yok, bazı bazı kafam karışmıyor değil ama net bağlantımı koparmışlığım yok en azından. ama bi keresinde küsüp bir yıl kırgın takılmıştım. sonra barıştık. neyse, sık sık da dua ediyorum, böyle bi alışkanlığım var. dua dediğim şey de, şükür etmek + talep etmek, istemek, istemek (bir de her ambulans gördüğümde yardımcı olması için). Saplantılarıyla yaşayan bi insan olduğumdan, genelde hep şöyle dualarım olurdu, tanrım lütfen odtü endüstriyi kazanıyim, lütfen lütfen lütfen, ısrarla lütfen. ya da deniz'le evleniyim, hiç ayrılmayalım, hiç bitmesin, daha iyisini, daha hayırlısını, dahasını istemiyorum, onu istiyorum, lütfen ayrılmayalım, lütfen ayırma vs. gibi. manyakça istiyodum ama. sonra deniz gittikten sonra, onunlayken olduğumdan daha mutlu olduğum dönemler de geldi mesela. iyi ki bitmiş dediğim zamanlar. nereye gelicem, artık değişiyorum sanırım (büyümek fazla iddialı mı, yoksa cuk mu oturuyor şüphelerim var hala) bugün kadir gecesi ve ben tutkuyla hiçbişeyi istemiyorum. alışkanlıklarımı korumak adına ısrarlı dualarım da yok. bana vakt-i zamanında varlıkları sebebiyle çok şanslıymışım gibi hissettiren insanlar kendilerini imha ettiler. yerlerine gelenler de aynı sürece girmekte sanırım.


bu sebepten, sen beni, sevdiğim insanları sağlık problemleriyle sınama, herşeyin de hayırlısı olsun.. amin.

Cumartesi, Eylül 4

Kırıcı olmayı öğreniyorum 101

Erkeksen ve karşındaki sana rahatsız olduğu bir şeyden bahsetmeye çalışıyorsa, haklı da olsan, haksız da olsan bağır. Bas bas bağır ki, kimsenin seninle konuşmaya takati kalmasın. İşe yaramadı mı, o zaman o telefonu al bi yere fırlat, karşı taraf kendi kendine konuşsun dursun, umrumda değilsin'i hareketlere dökmüş olursun böylece.

Çarşamba, Eylül 1

Girl in white dress



kardeşimin çok çapkın olduğunu söylemiş miydim?





dünya kadar fotoğraf+minimum harf sarfiyatıyla tatil postu hazırlamayı ben de isterdim gençler. ama bazen imkanlar çok kısıtlı olabiliyor, fotoğraf makinesi, dilimizde kullanımı yaygın bir teknoloji ürünü olarak geçse de, tatile giden 7 kızın 7sinde de bulunmadığı zamanlar gelebiliyor. Şimdi biz naptık, tahmin etmesi çok zor olduğu için(!) ben bi özet geçeyim. Öncelikle yüzdük ama aramızda boğulma tehlikesi geçiren de oldu açıkçası, hepimiz başarıyla tamamlayamadık bu görevi, gezdik, dans ettik ki bak burası önemli, zira sevgili sevgilim dans etmeyi kendine tutku edinmiş, arzu edinmiş hatta yaşama amacı edinmiş, kapı gıcırtısına ritim tutup utanmasa yandan yandan oynayacak olan bir nev-i şahsına münhasır insan olup, bense dans aşkıyla yanıp tutuşmayan, hatta pek de haz etmeyen, istisnaları olmadıkça kendini ortaya atmayan bi tipim. bu iki insan bi arada olunca da devasa problemlerin, sen dans etmedin de ben ettim de sen niye seviyosun da ben niye sevmiyorum da çatışmaları gırla gidiyor. hehe şaka, gırla gitmiyo ama gidiyor yani ara ara, bazı bazı. gel gör ki, marmariste bütün tabularımı yıkıp, günlerce saatlerce dans ettim, tuncay sevimlisi görse mutluluktan ağlardı sanırım :) neyse. ilk gece eldivino diye dünya güzeli bi yere gittik, hatta ben beynimden vurulmuşa döndüm, beyaz beyaz koltuklar, beyaz masalar, beyaz uzun tabureler, beyaz tüller, herşeyin beyaz olduğu harika bir yerdi. tuvalete gittiğinde seni çeşit çeşit krem, makyaj malzemesi, aseton, deodorant falan karşılıyordu, çok acayip. bi de denize sıfır böyle hemen önünde yat limanı gibi bişi vardı, zengin yaşlı amcalar resmen o yatlardan inip geliyorlar lan, para içinde yüzüyolar bildiğin. benim için en önemli olan kısmıysa şu aslında: ortam bir yorgo, bir alexis, bir sakis efendime söyliyim bir yannis kaynıyordu. yonanlar geldi amman yarabbim dedim. böyle beyaz laci ya da direk beyaz dexter navigator tipli ayakkabılar, beyaz pantalonlar ve beyaz bol keten gömleklerle yunan yunan dolaştılar. yunanca sen ne güzel bi dilsin ayrıca ya, bi sürü yunanca şarkı söylediler, ayaklarımın yerden kesildiği harika anlardı :) ama cumartesi gecesi aynı yer küçük sırlar dizisi çekiliyormuş gibi bi hal aldı, zengin bebeleri bastı ortalığı, biz de kaçtık.








bir hafta boyunca kendimizi son gece fish bowl içicez diye gaza getirmişliğimiz var bir de. fakat o tam bir hayal kırıklığı, boyutsuz bir fiyaskoydu.biz bi mavisini görmüştük ama açık mavi değil böyle bildiğin net mavi, farklı rengi ve çeşitleri olduğunu kavrayamadığımız için sadece fish bowl istiyoruz diyebildik, o da bize turuncu bişi getirdi bu akvaryumlarda ama adeta cappy karışıktı. üstten çektiğinde direk meyve suyu, alttan çektiğinde alkol tadı geliyordu, karışmamış bile ikisi birbirine, o derece. burdan çok sevdiğim insan çagoya seslenmek istiyorum, bu görünüşü güzel içeceklerden yapalım içelim bence hep beraber, hatta çorba kasesiymişcesine kafaya dikelim :) sonra ben bi yerlere kusarım artık :/