Pazar, Ocak 30

bi dur. bi dur.

bir de bilmeden yapmaya çalıştıklarımız var. hep bir karar vermek zorunda hissetmek temel sorunumuz bence. kadınlar olarak yani. erkekler de böyledir belki. bilmiyorum. ama kadınları bilirim. bir şeyi oluruna bırakıp da, gerçekten zamanı gelince bir yola yönelmeyi değil, hep karar verip ona göre davranabilmeyi istiyoruz. ama bu bizim doğamıza aykırı. zamansız kararlar verip kendimizi olmayana inandırmak? insan neden yapar ki bunu kendine? iyi veya kötü. karar alıp, ona inanmak istemek. umut mu bu? yoksa adını koyamadığımız bir hastalık mı?

ben bazen bunları düşünüyorum işte. bana hiçbir faydası olmadığı halde yapıyorum bunu. düşündüğüm şeyin paradoksu bir duyguya kurban ediyorum kendimi. bu düşüncenin ne olduğunu bilmek ve ona göre davranmak istiyorum. korkunç bir kısır döngü belli ki. yoruyoruz kendimizi. bile bile, isteye isteye...

Perşembe, Ocak 27

alamıyorum kendimi!




ben o kız olmak istiyorum. çok neşeli çok mutlu. hop hop hop hop!

bir şeyi çok istersen olmaz.


yaz başında gönlümü kaptırdığım bir babet vardı. ama ne gönlünü kaptırmak. her gezmeye dolanmaya çıktığımda muhakkak onun yerinde olup olmadığına bakar, bazen dener, kalbimdeki bitmek tükenmek bilmeyen özlemini, temel kaynağı bu özlem olan derin mi derin sızıyı ancak böyle dindirebilirdim. geçici bir süre için. o zengin erkekti, ben fakir kız. fabrikada adeta tütün sarıyordum, allahtan kendim de içiyordum yani.. neyse, günler haftalar geçti böyle. bir gün dediler ki senin sevgili babetin, burnunu biraz yere düşürmüş, indirime girmiş. ben bunu duydum ya, ama nası koşuyorum hedefe, nası koşuyorum, üst geçitlerden değil, 4 şerit geliş, 4 şerit gidiş yolların bifiil üzerinden atlayarak geçiyorum, hani öyle.. vardım baktım bir de ne göreyim! benim şimdiye kadar ancak hayallerimde kavuşabildiğim minik pembe erkeğim elin olmuş. ele karışmış. beni koyup gitmelerimi hiç duymamış, dinlememiş, kulak bile vermemiş...


Atlatmak kolay olmadı tabi. Ferhat Göçer'in başına gelen durum, bi arkadaşımın babasının gözlerini dolduran şarkı benim de doldurdu uzunca bir müddet. "Şimdi eşim dostum beni hastayım sanıyor, yastayım hiç kimse bilmiyor" Acıların en büyüğü bak, inan ki. Zamanla unutur gibi oldum, hiç bi zaman tam olarak unutamasam da, başka ayakkabıları da sevebileceğimi, beğenebileceğimi, başka ayakkabıların da, pembe ve onun kadar güzel olmasa dahi, hatta ve hatta onun kadar beni mutlu etmese dahi, hitap edebileceğini fark ettim. başka babetler, başka ayakkabılarda acımı dindirmeye çalıştım. nitekim hafifledi de.. ama hiç unutmadım ben, tek kusuru 218 liralık değer biçilmiş olması olan, ilk zengin erkeğimi, hem de hiç!
Neyse gene günler geçti, haftalar geçti, 27.01.2011 tarihini gösterdi takvimler. ben gece boyu malak gibi house izledim. ve anca yarım saat önce kalkabildim. 12:30'da. isteksiz bi şekilde açtım markafoniyi, yatakta azıcık daha vakit geçireyim diye. bi de ne göreyim, hotiç gelmiş, hoş gelmiş, ley ley rimi rimi ley... lan dedim olmasın şimdi senin ilk aşkın, deli aşkın burda, tıkladım hemen babet başlığına. adım adım indim aşağıya kadar. ve EVET!!!! O BURDAYDI!!! BENİ BIRAKMAMIŞTI, AYLAR SONRA KARŞIMA ÇIKIP GERİ DÖNMÜŞTÜ. Adeta hüzünlü hüzünlü, yapamadım, sensiz olmuyor yerine konmuyor, kimsenin eli senin gibi dokunmuyor  diye mırıldanıyordu. Fiyatı da düşmüş mü 89 liraya. Diyorum tanrım ben bu iyiliği hak edicek ne yaptım, duygusal anlar yaşıyorum. derken ayakkabıya tıklayıp görüyorum ki 38i bitmiş. daha önce bizzat mağazada 37.5'una ayağını bir kül kedisi olmak isteyen şişman çirkin kız edasıyla sokmayı deneyip deneyip beceremediğim için başka numara almaya da yeltenmedim. ve bir kez daha anladım ki, bir şeyi çok istersen olmaz kardeşim, olmaz arkadaşım, olmuyor benim küçük, minnacık minnacık elleri, ayakları, poposu olan bebeğim...

Çarşamba, Ocak 26

ruhum sıkılıyor. doluyorum.

Perşembe, Ocak 20

iyi ki doğdun...





iyi ki. iyi ki. iyi ki!


canım canberk...



Pazartesi, Ocak 17

bütün kadınların kafası karışıktır

ben mi? ben, gündüz uykularından, "ben burada değilim aslında" diye uyanan biriyim.

bunları oku. denize karşı bir sigara yak. tek şekerli, demli bir çay koy masaya. çok neşeli bir müzik çalsın mutlaka. kapat gözlerini, gülümse. çünkü...

bütün kadinlarin kafasi karişiktir.

çünkü...

bir gün bir anda, bazı kızgınlıklarını unuttuğunun farkına varacaksın. artık pek düşünmediğini, çünkü artık bildiğini anlayıp, ellerini bir klarnet taksimi gibi uzatacaksın. hala kafan karışık olacak. ama artık bunu seveceksin. sevmelisin de.
çünkü...
“Hayır, hayır! Hâlâ orada duruyor. Merak etme. Tutuyorum ben senin çocuğunu, korkma düşmüyor!”

Pazar, Ocak 9

sözler hayli çıkmazlarda.

Çarşamba, Ocak 5

ODTÜ'lü olmak verdiğim en doğru kararlardan biriydi sanırım. o eyleme katılmamış olsaydım üzülürdüm. ki katılamama ihtimalim de yüksekti, gidecek hiç kimsenin olmaması koca sınıftan çok kötü di mi. sen olsaydın gelirdin biliyorum. sonra gittim, gördüm.