Cumartesi, Aralık 17

Sevdiğim Kadınlar - Müfide İnselel

Bu kadının değerini bilemediğiniz için üzülüyorum. Lisede bir adet zorunlu seçmeli (ahah) ders açılmalı ve şu şarkı işlenmeli;




bir de aslında Placebo-I know öğretilmeli ama o başka bir post'un konusu.


Sonra da sadece keyif versin diye şunlardan biraz bahsedilmeli, kız kıza dedikodu yapılmalı. Bazen sevgili sevgilimle tartıştığımızda, o işte, ben okuldaysak ve beni inatla aramıyorsa, benim kafamda dönen şarkı şu oluyor. Sonra arıyor zaten, canım benim :)



bu şarkının klibini izlerken yavşak yavşak sırıtıyorum ekrana :)



Antidepresan gibisin Müfide İnselel!

Sevdiğim Kadınlar - Sezen Aksu

24 Aralık'ı, seni canlı izlemeyi, bağıra çağıra şarkılarını söylemeyi iple çekiyorum.


1) 1:02-1:05 arasındaki yavaşlamaya ölüyoruz Yalın'la.




2)Bir gün ağlayalım, bir gün gülelim. Sevişen, bipolar çocuklar gibi.



3)



4)


5)




6)Alışmalı kendi yaramızı kendimiz sarmaya



7) 1:28 ve sonrası tabiki..



8)  Sen kimsin, Sen ne rahat insansın!? Bırak.



9)



10) Pek çoğu gibi, bunu da bana yazdı bence.

Soluklan azıcık, bi ara ver, bi dur.

Güzel kadın

Şu popüler, yerli, kadın şarkıcılar içerisinden Gülşen'i pek çok seviyorum. O nası bi güzellik öyle yahu?
Kara böcükler diye bi şarkısı vardı, hiç patlayamadı, pek çoğunuz unuttunuz bile muhtemelen, o şarkı türk-pop(!) tarihinin en büyük ayarı. Sinirlendiğimde de dilime dolanıyor. Kimseye söyleyemedim, size itiraf ediyorum :)

TOP-3

1) Sizi gidi kara böcükler! En güzel saçı makyajı bu klipte Gülşen'in.



2)




3) Bunun da başına hastayım. Yeşil elbisesine de hastayım. Hangi klipte olmak istersin desen, bu işte. Konsept de Canın Sağolsun olunca..



4) "Ben senin o terk etmelerini yerim." ahah, küfür gibi :)

Cuma, Aralık 16

şüphe ediyorum ellerimden !?

Pazartesi, Aralık 12

Biraz Terbiye!

Affetmek ve sindirmek üzerine sıkıntılarım var, evet! kendi arkadaşlarıma karışmakla kalmayıp, televizyonda bile kolay hazmedilmiş bi terbiyesizlik gördüğümde twitter'a sarılıp malum ünlü şahsiyete nası affedersin, nası sindirirsin tweetleri atıyorum.



Hele hele, içimdeki Hakan Akkaya aşkı bambaşkayken o yollu deniz'e olan kinim dağlar, tepeler, okyanuslar kadar. Terbiyesiz kadın.

Pazar, Aralık 11

bazı insanlar var ki, senin hayatındaki bütün kaynakları, arkadaş kaynaklarını, ders kaynaklarını, duygusal kaynaklarını sömürür, arkadaşlık her anlamda bi alışverişken, sana bi bok vermez. benim hayatımda da var böyle biri.

Cumartesi, Aralık 10

postacılar işe

ben yıllar sonra buraya döndüğümde şu fotoğrafları da görmek istediğime çok eminim. hem bu çocuğu, hem bu kızı pek severim zira.

 
bu sene bodrum'daydık, dahası denize girdiğimiz beach'te bizzat akrep nalan'la güneşlendik. büyük şerefti :)

bu fotoğraflar bana "yaz bitti" şarkısını hatırlatır. yaz bitti de yalın'ımı hatırlatır. canım yalın. şimdi belarus'larda sürtüyor yalın. önümüzdeki sene gelicem diye kandırdı beni gitti. 
bugün gecelerden cumartesi, ve şu dünyanın en güzel gerçeklerinden biridir ki,

"maaile" özlüyoruz yalın'ı.

neyse.

okullar açıldığından beri köpekler gibi ders çalışıp, proje yetiştiren ben, sadece 1 quizimin olduğu bu hafta, sudan çıkmış balığa, pazarda annesini kaybetmiş 4 yaşında bir çocuğa döndüm. günler, ankara'nın bu buzz gibi havalarında, çoğunlukla sevgilimin sıcacık evinde, sınıf arkadaşlarımla, şöyle 



ya da böyle geçip giderken;

ben 1 güne dünyanın her şeyini sığdıran, acayip enerjik bi insandım. ne zaman ki bu haftaya girdik, böyle bi yerinden kalkamayan, bi uyuşuk, bi tuhaf biri oldum yani. 

neyse, 1 ay önce falan antidepresanımı bıraktım, zaten depresyonum tozu dumana katıp çıkmıştı hayatımdan.   son iki gündür, evde yalnız kalıyorum. ama nası tırsıyorum, nası tırsıyorum. boyutsuz. bir odadan kalkıp, koridorun ışığını açıp, başka bir odaya girip, ışığı açana kadar ölüp diriliyorum. nası bi kafayı yemek bu. artık dalga geçerek kendimle bu trajediyi hafifletmeye çalışıyorum, laptop'ımda bir şarkıdır ki gidiyor, "put your lights on". 

aslında benimki mi şaşkınlık bilemiyorum, daha önce bahsetmiş olabilrim şimdiye kadar izlediğim film sayısı bir elin parmaklarını aşmıyor. izleyemiyorum. sıkılıyorum. katlanamıyorum. duygu ifade eden bakışlar falan zaman kaybıymış gibi geliyor, 20 dk. lık dizileri bile ileri ileri ileri tuşuyla izlediğim oluyor. neyse, ben bu ilacı bıraktım ya, bu sefer deli gibi korku filmi izlemeye başladım. sapık gibi ama habire korku filmi izlemek istiyorum. adeta kendi beynime oyunlar oynuyorum. bak hem senin bu anksiyete halin ortaya çıksın diye ilacı bıraktım, hem de sırf pislik olsun diye korku filmi izliyorum gibi bi tavır olduğunu düşünüyorum. tabiki bunu fark edince korku filmi falan izlemeyi bıraktım. hayır bi tarafım illa devam et dese de, kontrolsüz şeyleri sevmiyorum artık. 

iki tane dünya güzeli ajanda aldım. metis yayınları, 2009 başından beri hangi ajandayı çıkarıyorsa, ilk iş koşa koşa gidip onu almak oluyor. bu sene çıkarttıklarından biri bu;

diğer de bu;

aslında bu ikincisi cep defteri ama olsun. bayılıyorum ben özellikle bu ikincisine. her bir sayfanın altında bir romandan alıntı var. kimi alıntılar çok hoşuma gidiyor. oralara çok özel şeylerimi yazmaya çalışıyorum, özen gösteriyorum mesela :)
nitekim, ajanda ya da defter tutmak, en az blog tutmak kadar güzel bişidir.



devamını yazamıycam. en başta, yaz bitti, peşine put your lights on, en sonunda da yaz bitti dinleyerek kapatıyorum dükkanı.


Çarşamba, Kasım 30

announcement!

Bir önceki post'a, böyle iyiydi yea yavşaklığında bi yorum geldi. kompleksli olduğum için yayınlamadım da, şeyi çok merak ettim, ben o kadar aradan sonra bi post yazıyorum, aynı gün içinde direk fark edip dönüş yapıyosun. ya izleyicim olmalısın, ki adsız'la mesaj bıraktığına göre değilsin ve hergün hiç üşenmeden burayı açıp kontrol ediyorsun. ya da izleyicimsin, ama rumuzunu kullanamayacak kadar korkak ve eziksin. nası komik, nası ironik geldi bu durum anlatamam. bugün içerisinde, buna da bir "adsız" yorum bekliyorum.

ayrıca; önemli bişiden bahsettiğim yok, havadan sudan konularım var benim, okuma arkadaşım, açma, bişi kaybetmezsin, açmak zorunda değilsin.

Pazartesi, Kasım 28

kapıyı açtım savaş mavaş çıkmamış hala

her şey yolunda, bu sabah.





bu hafta itibariyle dönüyorum gençler, özledim sizi.

Perşembe, Ağustos 4

sevdicek.

eve dönmek

eve dönmek
kendime sarkıntılık etmekten başka nedir?
orada, arada bir beni yoklar
intihara ayırdığım zamanlar
bunlar temiz, kül bırakan zamanlardır
düzgün sabuklamalardan bana kalan..

evde
anlaşılmaz bir tını
bilmem nereden gelir
uykumdan? kanımdaki çakıldan? unutkanlığımdan?
bilemem yahudi değilim
gizli bir yerde genizam yok
bilemem insan nerenin yerlisidir

of not being a jew

sen ve yağmur.
başa dönemezsiniz.
öyle bir yol yürüdünüz ki ancak
dönüş yolunu yok ederek gelebilirdiniz
inişiniz bir iniş olurdu başa dönmemecesine.
yağmur yalnız yağarken yağmurdur
sen yalnız senken sensin
burada kalamazsın ve başa dönemezsin
gitmek zorundasın
kovalanan bir yahudi gibi
ama yahudiler gibi kendinle kalamıyorsun
her şey çok yetersiz senin için
her şey sana çok fazla
ayıklarsan ayık durabiliyorsun
aranı açıyorsun kendinle
eşyayı araladıkça
uyanmanın bedeli serapları fedadır
uykuyu tadayım dersen
kâbusa dalmak pahasına."

"eve dönmek
kendime sarkıntılık etmekten başka nedir?"

"evde
anlaşılmaz bir tını
bilmem nereden gelir
uykumdan? kanımdaki çakıldan? unutkanlığımdan?
bilemem yahudi değilim
gizli bir yerde genizam yok
bilemem insan nerenin yerlisidir"

Çarşamba, Ağustos 3

baabyyy, did you forget to take your meds!?

antidepresan kullandığımı sağır sultanın bile duyduğuna eminsek, konuyu açıyorum. bazen gergin zamanlarım oluyor. her insanda olduğu gibi zamanlar bunlar, ama kimi zaman azıcık(!) daha kontrolsüzü. neyse, madem konsept, bütün şarkıların bana yazıldığı  üzerine. geçen gün gene birilerine bağırıp çağırırken ortancanın baabbyyyy, did you forget to take your meds diye mırıl mırıl mırıldandığını fark ettim. hayırdır, kime diyosun diye döndüğümde, senden başka gergin mi var ortada diye çıkışarak azarını da kayınca haspam, fark ettim ki, bunu da bana yazmışlardı. ve ben gerçekten o gün ilacımı almayı unutmuştum. :(

Cuma, Temmuz 29

beni gidi topaaalll...


kilo vermek tutkusuyla ayağımı acayip burktum a dostlar. saolsun şifa hastanesi ortopedi doktorları dün ve bugün full time ameliyatta olduğu için muayene de olamadım. topallıyorum. ama ne topallamak. bu adama taş çıkartırım, evet.

bu sabah nihayet babam geldi, al bu bandajı da sar dedi. ben ne bilirim doktor civanım dedim, ben nası sarayım. ağrıyan yerine sar işte destek olsun dedi. tıp öğrencisi karındaşımdan istedim, o da sarmadı. köylü gibi sardım ama hala beni gidi topaaalll durumundayım.

ailenizin topalı izmirden bildirdi efenim.

Pazartesi, Temmuz 25

Olan Biten

uzuuuun zaman geçti farkındayım. ben bu zaman sürecinde, hergün ama hergün blogger'a girdim. takip ettiğim blogları okudum, defalarca "yeni kayıt" yazmaya kalktım. taslaklarım doldu, doldu, taştı. sonra bütün o dolup taşan postları sildim. gitti.

nitekim, okuldaki 2. senemi bitirdim, resmi kaynaklara göre 3. sınıfım hatta. stajımı yaptım, 1 mayıs vs. saymazsak, ilk defa işçilerle iletişim kurmuş oldum ki, aslında epey eğlenceli ve ilginç bir deneyim oldu benim için. bölümümü çok severek okuyorum, öğrendiğim her şey beni adeta cezbediyor.


ev arkadaşımız evden ayrıldı, bi tane öğretmen aldık evimize. ev içinde bir sirkülasyon oluşturduk. ben denizin odasına, deniz çıkan ev arkadaşımız didemin odasına, suzansa benim odama taşınıyor. ankara'ya döndüğümde.

Canım arkadaşım sevgili tostum ayşegül ve kıvanç dostum birbirlerine sevgili oldu, ki bu hepimizi çok neşelendiren bir haberdi. 1 yılın sonunda.

nilgün'ün doğum gününde dilek fenerleri uçurduk. nilgüncümün gözleri doldu mutluluktan, canım benim.

son olarak, sasun adında bir arkadaşım oldu, ki bu durum çok hoş. kendileri ermeni. ben pek severim böyle durumları.

Çarşamba, Mayıs 18

Çarşamba, Mayıs 4

Sabah vakti.

az önce bu şarkıya uyandım, bir sigara yaktım.

Salı, Mayıs 3

çemberimde gül oya


2:23te kendimden geçiyorum. o ne güzel oynamaktır öyle

1 Mayıııs 1 Mayııs işçinin emekçiniiin bayramıııı...

1 mayıs sabahı kalkıldı, çatıda çikolatalı muzlu kahvaltılar yapıldı. Ondan sonra akşamdan kalma olan Yalın'cığım uyandırıldı, Yalın arkadaşlarına haber verdi, pazar yerinde buluşup, hep beraber alanlara doğru harekete geçildi. Devrim yapmaya gittik biz ama olmadı. Oysa o kadar emindik ki, Yalın, yeni bayrağımızı tasarlarken, burcu devrimden sonra bi çay içelim planlarını kuruyordu. neyse, indik alanlara, tepindik, koştuk, kavga çıktı, tabii ki en önden koştura koştura kavgaya bakmaya gittik.

dostlarımızla karşılaştık.

burası en renkli alandı :)



mustafa da oradaymış, hatta bir ara da ben bi bayrak kaptım, yürüyüşe öyle devam ettik. en sevdiğim slogan da çıktı, insanların en sevdiği şarkısı var, benim en sevdiğim slogan. tabii ki, "kurtuluş yok! tek başına! ya hep beraber! ya hiç birimiz!"

 kardeşler...
seninkiler de oradaydı, evet.

Çarşamba, Nisan 13

kıpkırmızı ojeler!

ilknur, çekilişle bu kıpkırmızı seriyi hediye ediyormuş, vay efendim duymadım, benim haberim olmadı, aman nası katılamadım demeyin.

http://www.allaboutilknur.com/2011/03/28/essie-red-hot-fiesta-isteyen/

Pazar, Nisan 10

Affet! Bu gece ölmek istedim...



çok istedim bu gece kendimi asmak! ellerimle kendi mezarımı kazmak.

Cumartesi, Nisan 9

çok çok çok gülünmüş bir sevimli gece


tabi yalın sonradan geldiği için fotoğrafta yok. ben bu insanların hepsini çok seviyorum!

Cuma, Nisan 8

bazen okuduğum şeyler beni kendisine hapseder.




"merhaba canım

ben az konuşan çok yorulan biriyim
şarabı helvayla içmeyi severim
hiç namaz kılmadım şimdiye kadar
annemi ve allahı da çok severim
annem de allahı çok sever
biz bütün aile zaten biraz
allahı da kedileri çok severiz

hayat trajik bir homoseksüeldirbence bütün homoseksüeller adonistir biraz
çünki bütün sarhoşluklar biraz
freüdün alkolsüz sayıklamalarıdır


siz inanmayın bir gün değişir elbet
güneşe ve penise tapan rüzgarın yönü
çünki ben okumuştum muydu neydi
biryerlerde tanrılara kadın satıldığını
ah canım aristophanes

barışı ve eşek arılarını hiç unutmuyorum
ölümü de bir giz gibi içimde
ölümü tanrıya saklıyorum
ve bir gün hiç anlamıyacaksınız
güneşe ve erkekliğe büyüyen vücudum
düşüvericek ellerinizden ve
bir gün elbette
zeki müreni seveceksiniz
(zeki müreni seviniz)"

-arkadaş zekai özger

Cuma, Nisan 1

benim adım kırmızı

sen unut geçmişini, ben aklımda tutarım.

en vurucu sözleri bunlar işte.

Salı, Mart 29

bugün benim doğum günüm!

hem hiç ama hiç sarhoş değilim, daha da, çok daha da kötüsü yarınki OR sınavına çalışıyorum :(

yaş olmuş 21...

Pazar, Mart 27

Do you want the truth or something beautiful...

benim çok özel olarak sevdiğim, ilk duyuşta bağımlısı olmayıp, bir kaç sefer sonra defalarca dinleyecek kadar kendimden geçtiğim şarkılarım var. Bu şarkı bir cuma akşamı çalındı kulağıma, hatta çok sevdiğim Yalın'ın çok sevdiği Ece'si paylaşmış. Sonra benim oldu ama bu şarkı.



Bir diğeri de şudur ki



bu şarkı da, mert'in çok sevdiği bi arkadaşı ona cd yapmıştı, lisedeydim, ben bi zamanlar asla sevdiğim şarkıları paylaşmaya kıyamazdım, ki hala öyle ama bu bilogu esas olarak kendime yazdığım için burada paylaşabiliyorum, neyse, mert'in de şarkılarını paylaşmaya kıyamayan bi arkadaşı vardı. ama ona bi cd yapmıştı işte, o da bana vermişti o cd'yi zira yalvarıp yakarmıştım, sakın kimseye söyleme sana verdiğimi demişti. neyse işte, o şarkıların içinde bu da vardı. ilk dinlediğimde bu ne be diyip sonrasında günlerce gecelerce dinlemiştim. hala sık sık, ama çok sık dinlerim. ha şimdi deseniz hangisi diye, sanırım do you want the truth or something beautiful derim.

Pazar, Mart 20

ben kızımı çok özledim.

i've no time for later now!

şimdi burası benim kişisel bilogum ya, buraya dökülmek bana iyi hissettiriyor ya, bu çok güzel bişi işte. kişisel tarihimi yazıyorum hani adeta, ve bazen dönüşler yapıp okuyorum, nası saplanıp kaldığım problemlere bazen gülüyorum :) ha bazen de çok üzülüyorum kendime, napıcaksın. bak bu hataymış, bak bu güzelmiş, bak keşke bunu yazdım diye pişmanlıklar duymasaydım diyorum, sildiklerim var, artık silmem ama kalsın ne var ne yoksa, yaşadığım çirkinliklerle ben'im çünkü ben... bi şarkı dinliyordum ki, kişisel tarihimi boşu boşuna yazmışım dedim, çünkü hatun 4 dakika 11 saniye'de anlatmış zaten ne var ne yoksa, bundan sonra çizdiğim yol bu'dur. kendimi hiç hissetmediğim kadar iyi, hiç hissetmediğim kadar sakin, rahat hissediyorum.


kaygılandığım konular olsa da, dedim ki so let go, jump in, oh what you waiting for, it's alright cuz there's beauty in the breakdown. sonra bu şarkı çıktı karşıma, çok çok sevdiğim ipek'in dinlediklerinden.


oğ rayt!


Have you ever had the feeling no one really knows what you're all about





Cuma, Mart 11

bu da kardeşime gelsin!

canım kardeşim, tatlı miniğim, hayat boyu arkadaşım, bebeğim gelmiş. ben eve çıkmışım.


Pazar, Şubat 27

By the way

"in vito veritas in aqua sanitas" demişler ya, hakikaten öyle mi ki...
  • hasta oldum, yine yeni yeniden
  • litrelerce çay içiyorum, çorba içiyorum ve inanır mısın hiç gocunmuyorum. yaz olsa gocunurdum.
  • eve çıkıyorum, haftaya salı, bilemedin cumartesi.
  • param yok, pulum yok. 5 kuruşum yok cidden. öf.
  • ama çok alışveriş hevesim var. ruj, allık, lipgloss, pudra diye diye can versem veririm
  • erbakan'ın ölümü sebebiyle döne döne refah partisinin seçim şarkısını dinliyoruz yalın'la, acımızı atamıyoruz içimizden. çok erken, beklenmedik bi ölüm bu... hem de en verimli çağında. atlatmak kolay olmayacak.
  • bol bol fotoğraf çekip fotoğraflı postlar giricem artık. söz.
  • pazartesi hiç gelmesin, hem halsizim, hem dersler yoğun bi şekilde başladı.
  • milletin ders hırsı beni bitirdi, çürüttü yeminle.
  • bu hafta felsefe bölümünün altını üstüne getirdik nilgün'le ama bir tane bile ders vermedi adiler. benim de hakkım değil mi beşeri kantininde çay içmek, goy goy yapmak
  • Ayşegül'ü, Nilgün'ü, Yeliz'i çok seviyorum. zor zamanlarımda kimse bu kadar yanımda olmamıştı. Güven duygusu nasıl da huzur veriyormuş insana.

Çarşamba, Şubat 23

meşguliyetle tedavi

ah bu ben kendimi, nerelere koşsam...

Cuma, Şubat 18

içimdeki yonan aşkı bambaşka

yunanistan'dan blogumu ziyaret eden kişi, beni kocaman gülümsettin! canımsın.

bodrum hakimi



bu türkünün hikayesini bana babam anlatmıştı... sırf bu sebepten bile çok severim. ve hakim hanım...

Perşembe, Şubat 3

Aman lustral canım kuzum lustral, derdiime bir çaare...






alkolle alınırsa acaip hızlı sarhoş eden ilaç. bu meret sayesinde içtiğiniz her dubleyi x3 sayabilirsiniz. çok eğlenceli birisi olursunuz, fazlasıyla enerjik, cana yakın ve hayvanlar gibi sevişen (sex yapan diyelim, sevişmek ayrı mevzu tabi*). tek sorun sabah kalktığınızda sanki bir felaket sonucu tüm insanlık yok olmuş ve sadece siz kalmışsınızdır gibi hissetmenizdir; ta ki tekrar alana kadar. bu güzel hisleri hissettikçe dozunu arttırmaya başlarsınız. ilk başlarda içmeden önce, sonra canınız azıcık da olsa sıkıldığında falan.

Pazar, Ocak 30

bi dur. bi dur.

bir de bilmeden yapmaya çalıştıklarımız var. hep bir karar vermek zorunda hissetmek temel sorunumuz bence. kadınlar olarak yani. erkekler de böyledir belki. bilmiyorum. ama kadınları bilirim. bir şeyi oluruna bırakıp da, gerçekten zamanı gelince bir yola yönelmeyi değil, hep karar verip ona göre davranabilmeyi istiyoruz. ama bu bizim doğamıza aykırı. zamansız kararlar verip kendimizi olmayana inandırmak? insan neden yapar ki bunu kendine? iyi veya kötü. karar alıp, ona inanmak istemek. umut mu bu? yoksa adını koyamadığımız bir hastalık mı?

ben bazen bunları düşünüyorum işte. bana hiçbir faydası olmadığı halde yapıyorum bunu. düşündüğüm şeyin paradoksu bir duyguya kurban ediyorum kendimi. bu düşüncenin ne olduğunu bilmek ve ona göre davranmak istiyorum. korkunç bir kısır döngü belli ki. yoruyoruz kendimizi. bile bile, isteye isteye...

Perşembe, Ocak 27

alamıyorum kendimi!




ben o kız olmak istiyorum. çok neşeli çok mutlu. hop hop hop hop!

bir şeyi çok istersen olmaz.


yaz başında gönlümü kaptırdığım bir babet vardı. ama ne gönlünü kaptırmak. her gezmeye dolanmaya çıktığımda muhakkak onun yerinde olup olmadığına bakar, bazen dener, kalbimdeki bitmek tükenmek bilmeyen özlemini, temel kaynağı bu özlem olan derin mi derin sızıyı ancak böyle dindirebilirdim. geçici bir süre için. o zengin erkekti, ben fakir kız. fabrikada adeta tütün sarıyordum, allahtan kendim de içiyordum yani.. neyse, günler haftalar geçti böyle. bir gün dediler ki senin sevgili babetin, burnunu biraz yere düşürmüş, indirime girmiş. ben bunu duydum ya, ama nası koşuyorum hedefe, nası koşuyorum, üst geçitlerden değil, 4 şerit geliş, 4 şerit gidiş yolların bifiil üzerinden atlayarak geçiyorum, hani öyle.. vardım baktım bir de ne göreyim! benim şimdiye kadar ancak hayallerimde kavuşabildiğim minik pembe erkeğim elin olmuş. ele karışmış. beni koyup gitmelerimi hiç duymamış, dinlememiş, kulak bile vermemiş...


Atlatmak kolay olmadı tabi. Ferhat Göçer'in başına gelen durum, bi arkadaşımın babasının gözlerini dolduran şarkı benim de doldurdu uzunca bir müddet. "Şimdi eşim dostum beni hastayım sanıyor, yastayım hiç kimse bilmiyor" Acıların en büyüğü bak, inan ki. Zamanla unutur gibi oldum, hiç bi zaman tam olarak unutamasam da, başka ayakkabıları da sevebileceğimi, beğenebileceğimi, başka ayakkabıların da, pembe ve onun kadar güzel olmasa dahi, hatta ve hatta onun kadar beni mutlu etmese dahi, hitap edebileceğini fark ettim. başka babetler, başka ayakkabılarda acımı dindirmeye çalıştım. nitekim hafifledi de.. ama hiç unutmadım ben, tek kusuru 218 liralık değer biçilmiş olması olan, ilk zengin erkeğimi, hem de hiç!
Neyse gene günler geçti, haftalar geçti, 27.01.2011 tarihini gösterdi takvimler. ben gece boyu malak gibi house izledim. ve anca yarım saat önce kalkabildim. 12:30'da. isteksiz bi şekilde açtım markafoniyi, yatakta azıcık daha vakit geçireyim diye. bi de ne göreyim, hotiç gelmiş, hoş gelmiş, ley ley rimi rimi ley... lan dedim olmasın şimdi senin ilk aşkın, deli aşkın burda, tıkladım hemen babet başlığına. adım adım indim aşağıya kadar. ve EVET!!!! O BURDAYDI!!! BENİ BIRAKMAMIŞTI, AYLAR SONRA KARŞIMA ÇIKIP GERİ DÖNMÜŞTÜ. Adeta hüzünlü hüzünlü, yapamadım, sensiz olmuyor yerine konmuyor, kimsenin eli senin gibi dokunmuyor  diye mırıldanıyordu. Fiyatı da düşmüş mü 89 liraya. Diyorum tanrım ben bu iyiliği hak edicek ne yaptım, duygusal anlar yaşıyorum. derken ayakkabıya tıklayıp görüyorum ki 38i bitmiş. daha önce bizzat mağazada 37.5'una ayağını bir kül kedisi olmak isteyen şişman çirkin kız edasıyla sokmayı deneyip deneyip beceremediğim için başka numara almaya da yeltenmedim. ve bir kez daha anladım ki, bir şeyi çok istersen olmaz kardeşim, olmaz arkadaşım, olmuyor benim küçük, minnacık minnacık elleri, ayakları, poposu olan bebeğim...

Çarşamba, Ocak 26

ruhum sıkılıyor. doluyorum.

Perşembe, Ocak 20

iyi ki doğdun...





iyi ki. iyi ki. iyi ki!


canım canberk...



Pazartesi, Ocak 17

bütün kadınların kafası karışıktır

ben mi? ben, gündüz uykularından, "ben burada değilim aslında" diye uyanan biriyim.

bunları oku. denize karşı bir sigara yak. tek şekerli, demli bir çay koy masaya. çok neşeli bir müzik çalsın mutlaka. kapat gözlerini, gülümse. çünkü...

bütün kadinlarin kafasi karişiktir.

çünkü...

bir gün bir anda, bazı kızgınlıklarını unuttuğunun farkına varacaksın. artık pek düşünmediğini, çünkü artık bildiğini anlayıp, ellerini bir klarnet taksimi gibi uzatacaksın. hala kafan karışık olacak. ama artık bunu seveceksin. sevmelisin de.
çünkü...
“Hayır, hayır! Hâlâ orada duruyor. Merak etme. Tutuyorum ben senin çocuğunu, korkma düşmüyor!”

Pazar, Ocak 9

sözler hayli çıkmazlarda.

Çarşamba, Ocak 5

ODTÜ'lü olmak verdiğim en doğru kararlardan biriydi sanırım. o eyleme katılmamış olsaydım üzülürdüm. ki katılamama ihtimalim de yüksekti, gidecek hiç kimsenin olmaması koca sınıftan çok kötü di mi. sen olsaydın gelirdin biliyorum. sonra gittim, gördüm.